yky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yky etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2018 Pazar

Sarı Sıcak - Yaşar Kemal

  Bu hafta yaşadığımız hayatın koşturmacasından uzaklaşıp Çukurova bölgesine gidiyoruz. Hazır vize haftası da gelmişken kafamızı biraz dağıtlaım. Köy insanın hikayelerini okurken modern dünyadan kendimizi koparıyor, lüzumsuz sorunlarımızı düşünüp gülüyoruz. Kitabı okurken zorlanabilirsiniz. Çünkü kitaptaki dialoglar gündelik hayatta kullandığımız İstanbul Türkçesi değil. Kitapta Anadolu halkının yaşadığı tüm olaylara karşı nasıl beraber olup üstesinden geldiğini anlatıyor. Bunları okurken aslında gün içinde yaşadığımız sorunların ne kadar önemsiz olduğunu düşünebiliyoruz. Öyle ki Anadolu insanı bizlere bu kitapta olan 22 hikayede büyük dersler veriyor.
  Kitabımız 235 sayfadan oluşmakta olup Türkiye'de ilk olarak Varlık Yayınları tarafından 1952 yılında basılmıştır. Piyasadan 8-10 TL aralığında bir fiyata bulabilirsiniz.
  Kitap hakkında bahsedebileceğim fazla bir şey yok. Çünkü 22 öykünün herbiri başlı başına bir olay. Ama size şunu söylebilirim ki Osman için ağlamamak için kendinizi zor tutacaksınız. Onun bu tarifsiz hırsına hayran kalacaksınız. Kitapın ismi de olan Sarı Sıcak ve ardından gelecek hikayeler hayata olan bakış açınızı değiştirecek. Haftaya yazı gelmeme olasılığı çok yüksek çünkü vizelerim var. Ama dolu dolu bir çizgi roman yazısı da gelebilir. Bir boş yazıda daha görüşmek üzere esen kalın.

29 Ekim 2018 Pazartesi

Samuray(Samurai) 3 - di Giorgio, Genêt

  Bu hafta araya bir çizgi roman sıkıştırmak istiyorum. Daha önce Samuray serisinin 1. ve 2. ciltlerini de yayınladığım bir seri ile yine sizlerleyim. Beni kendisine bağlayan Takeo'yu bir türlü bırakamıyorum. Her cilt ''Acaba bir sonrakinde ne olacak?'' sorusunu bana sorduruyor. Her macerası ayrı bir sürükleyiciliğe sahip olan Takeo, bu ciltte de kendini bizi bağlamaya devam ediyor.
  Cildimiz genel yapsına değinelim biraz. Ciltli olması alıştığımız Yapı Kredi Yayınları kalitesiyle önceki ciltlerle aynı kalitede karşımıza çıkıyor. Piyasadan 15-20 TL aralığında fiyatlarla bulabilirsiniz. 
  Gelelim önceki ciltte neler olduğuna. Şobei ile olan duygu yoğunluk düellonun ardından Take, abisi Akio ile yeni bir yolculuğa atılır. Abisini bulmasına karşın Takeo, hala ailesine ve klanına neler olduğunu bilmemektedir. Tüm çabalarına rağmen abisinin ağzından laf alamaz. Küçük yolculuklarında abisi ile anlaşmakta sorun yaşayan Takeo yılmaya başlar. Üstüne üstlük ilk albümden beri bizle olan keşiş ile Akio sürekli Takeo'nun başına sorunlar çıkarırlar. Bu sorunlarla uğraşırken Akio, yakuza ve kumar sorunu çıkarır başlarına. Tüm bu sorunlarla baş etmeye çalışırken Takeo aşık olur. Hem aşkı, hem de Akio ve sorunları ile uğraşırken bir de geçmişten birileri çıkagelir. Ezeli düşmanı olan Gölgenin 3 Kızının son üyesi ve klanını bitiren Ogomo... Her şeyin üst üste geldiği bu macerada Takeo, bir takım önemli kararlar almak zorunda kalacak. Her albümün birbirinden güzel olduğu bu cildi zevkle okuyacağınıza eminim.
  Geçmiş, şimdi ve gelecek arasında gidip gelen Takeo bu albümlerde çok farklı olaylar ile karşılacak. Ama bu sefer yanında abisi Akio da olacak. Sırt sırta verip sorunların üstesinden gelecekler. Eğer daha okumadıysanız kesinlikle okumanızı öneriyorum. Haftaya bir boş yazıda daha görüşmek üzere esen kalın.

29 Eylül 2018 Cumartesi

Samuray(Samurai) 2 - di Giorgio, Genêt


  İlk cildini incelediğimiz Samuray(yazının ya da görselin üstüne tıklayarak ilk cildin yazısına ulaşabilirsiniz.) Umarım yazının yararını görmüş ve ilk cildi okumuşsunuzdur. Çünkü bütün ciltleri hakkında yazacağım. Peki neden bu seriyi seçtim? Öncelikle okuduğum bölüm ve fakültenin yoğunlukları sebebiyle blogdan ziyade kendime bile çok zaman ayıramıyorum. Bu seriyi seçme sebebime gelirsek eğer en büyük özelliği kısa olması. Diğer bir özelliği Marvel'dan ve DC'den bağımsız olmasıdır. Tabii bu demek değil ki başladığım serilerin devamı gelmeyecek. Bildiğiniz gibi Sandman'in ilk cildi hakkında da bir yazı paylaşmıştım. İthaki tarafından bu ay 5. cildi basıldı. Devam eden bir seri olduğu için ileride çıkacak tüm ciltlerler ile ilgili boş yazılar yazmayı planlıyorum. Tabii bütçem ve zamanım el verdikçe. Neyse fazla uzattım cildimize geçiş yapalım.
  Genel yapısına değinmemiz gerekirse eğer hardcovered olarak Yapı Kredi Yayınları tarafından ilk olarak Nisan 2012'de basıldı. Piyasada 14-18 TL aralığında bir fiyata şu anda bulabilirsiniz. Ama bulabilirseniz eğer. Çünkü piyasada olan baskıları bir hayli azalmış durumda bu yüzden elinizi çabuk tutmanızı öneririm. Gelelim romanımızın içeriğine.
  Hatırlarsanız eğer ilk ciltte en son Takeo ve arkadaşlarının yakalanması ile bitmişti. Tabii bu arada Akuma ve ordusu da imparatorluğa yürümekteydi. Yani en heyacanlı yerinde bıraktık.
Merak etmeyin bu ciltte sonuna ulaşacağız. Tabii ki aklımızda sorular kalarak.
  Amacına git gide yaklaşmakta olan Akuma imparotorluğu artık avuçlarının arasına almıştır. Birliklerinin sayıca üstünlüğü karşısında ise İmparator pes etmemekte kararlıdır. Bunlar yaşanırken Yüce Yalvaç adına ayine başlanılmıştır. Kutsal kan olan Natsumi ile yapılan ayin ters gider. Bu anı fırsat bilen Takeo ve Şiro harakete geçer ve mabedi yıkar. Mabedin yıkımıyla Akuma'nın gücü yok olur ve birlikleri dağılır. Bu şekilde 4 albüm süren hikayemiz sonlanır. Ama cildimiz 3 albümden oluşmaktadır. İlk akbümün sonunda Takeo sonunda en başta abisini aramak üzere çıktığı yola devam eder ve Issız Ada'ya olan yolculuğuna başlar.

  Ada'ya ulaştığında Ada'nın ismi gibi ıssız olmadığını fark eder. Halk bir şekilde hayatına devam etmektedir. Süre gelen bu yaşamın ardında bir lanet yatmaktadır ne yazık ki. Bu sırdan bir haber olan Take ise abisini aramaktadır.
  Arayışları devam ederken kendisini bir etkinliğin ortasında bulur. Abisini araken ilk hikayeden hatırlayacağımız alkolik keşiş ile karşılaşır. Arayışları devam ederken etkinlik hakkında daha çok şey öğrenmeye başlar ve bunun sıradan bir etkinlik olmadığını öğrenir. Bu Nobunaga Klanı'nın her yıl haraç toplamak için yaptırdığı bir etkinliktir aslında. Haraç adı altında bir de duello düzenlenir. Eğer ada halkının seçtikleri şampiyon duelloyu kazanırsa haraçtan yırtacaklardır. Aksi taktirde her yıl olduğu gibi bu yılda ödemek zorundadırlar. Tüm bunlar yaşanırken Takeo bir anda kendini efsane samuray Şobei'nin karşısında bulur. Kıran kırana edecekleri mücadele öncesi bir takım olaylar gelişir.
  Yine görsel şölene ve harika olay kurgusuna maruz kaldığımız bu ciltte bir kez Takeo bizi kendine hayran bıraktırıyor. Haftaya bir boş yazıda daha görüşmek üzere esen kalın.



19 Eylül 2018 Çarşamba

Hoşgör Köftecisi - Orhan Veli Kanık


  Son günlerde bir takım yolculuklar yaptım. Uçakta okumak için kısa sürecek bir kitap arayışına girmiştim. Orhan Veli'nin bu güzel kitabını buldum. Hazır okullar açılmış tenefüslerde, yollarda okuyacak kısa bir kitap arıyorsanız ''Hoşgör Köftecisi'' bu ihtiyacınıza hınzır gibi yetişiyor. Orhan Veli'nin seçilmiş hikayelerinden oluşan bu kitapla güzel zaman geçireceğinizi temin ederim.
  Kitabımız ilk olarak 2012 yılında basılıp 64 sayfa olmaktadır. 3-5 TL aralığında bir fiyata bulabilirsiniz. Bu fiyatı görünce şaşırmış olabilirsiniz. Bir YKY standartı olarak Türk klasiklerini uygun bir fiyata alabilirsiniz.
   Kitabımız 7 hikaye ve 1 anketten oluşmaktadır. Bunlar farklı zaman dilimlerinde yazılmış ve farklı yerlerden toplanmıştır. Hikayeler ile söyleyebileceğim pek bir şey yok ne yazık ki. Lakin alıntılarla önemli noktalara değinebilirim.
  İkinci hikaye olan ''Baharın Ettikleri''ne biraz değinmek istiyorum. Orhan Veli dolu bir betimleme ile kalıplaşmış tabirlere karşı çıkıyor. Hikayeden bir alıntı ile onun bu düşücesini inceleyelim.

  ''Hikayede konunun pek o kadar mühim olmadığını söyleyenler de çıktı. Ama ne olursa olsun, bir vaka lazım. O vakanın bir başı bir sonu olması lazım. Üstelik vaka da alışılmış, bıkılmış vakalardan olmamalı. Küçük burjuvanın hayatını anlatan, onun zaaflarını, onun adiliklerini dünyanın en büyük kahramanlıkları, en asil heyacanları gibi gösteren hikayelerden ilallah dedik artık. Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor. Oysaki öte yandan milyonların, milyarların ıstırabı var.''

  Bu sözlerden ben günümüz ''Wattpad Edebiyatı'' izlerini görüyorum. Günümüz popüler kültürünün bir eleştirisi gibi sanki. Tabii veli artık o kadar dolmuş ki o dönemde bu sözleri söyelemiş. Eminim sizler de bu alıntıdan kendinizce bir şeyler çıkaracaksınız.
  Biraz da ''İşsizlik'' adlı hikayesine değinmek istiyorum. Burada Veli'nin iç dünyasına bir yolculuk yapıyoruz. Günümüzde olan ''işsizlik'' kavramını 1949 yılında işlemiş. Olaydan olaya atladığı ve yazarlağı bu hikayeye bir anada kendinizi kaptırabiliyorsunuz. Hikayede Veli her şeye burunu sokarak da bizleri eğlendirebiliyor.
  Son olarak ''Orhan Veli Edebiyat Hakkında Konuşuyor'' adlı ankete değinmek istiyorum. Bu benim için kitaptaki en önemli yazı. Çünkü Veli'nin saf düşüncelerini öğreniyoruz burada. 1947 yılında yapılan bu ankette Veli, dönemin genç yazarlarını değerlendiriyor. Bunlar arasında Yahya Kemal, Sait Faik, Orhan Kemal, Oktay Rifat gibi yazarlar var. Hatta anketi yapan bir ara ''Halide Edip'e ne dersiniz?'' diyor soruyor. Bunun üzerine Veli ''İş yok...'' diye cevap veriyor.
  Anketi yapan Bahadır Dülger'in son sorusu memlekette gelişmekte olan edebiyatın hangi vasıfta olması gerektiği üzerine oluyor. Buna Orhan Veli şöyle cevap veriyor:

  '' Ben sa­nat­la ede­bi­ya­tı bir­bi­rin­den ayı­rı­yo­rum ve şi­iri sa­na­ta so­ku­yo­rum. Ro­man, hi­kâ­ye ve ti­yat­ro ede­bi­yat çer­çe­ve­si içi­ne gi­ri­yor. Fi­kir sa­nat­ta yer ala­mı­yor. Ama, ede­bi­yat fik­re da­ya­nı­yor. Bu iti­bar­la ede­bi­ya­tın halk kit­le­le­ri­ne bir şey­ler söy­le­me­si la­zım. Okur-ya­zar­la­rı hal­ka doğ­ru gö­tü­ren bir ede­bi­yat is­te­rim. Ya­ni ede­bi­ya­tın ço­ğun­lu­ğa hi­tap et­me­si­ni is­ti­yo­rum. Ço­ğun­luk oku­yup an­la­ma­lı­dır. An­la­ya­bil­me­si için de ede­bi­yat­ta ken­di me­se­le­le­rin­den bah­se­dil­me­si la­zım... Bu­gün­kü dün­ya­da ço­ğun­lu­ğu fa­kir halk teş­kil edi­yor. De­mek ki ede­bi­yat da on­la­rın ede­bi­ya­tı ola­cak­tır. Kah­ra­ma­nı­nı onun için­den se­çe­cek, ha­ya­tı­nı o ha­ya­tın için­den ala­cak ve ara sı­ra onun me­se­le­sin­den bah­se­de­cek­tir. Biz­de bu te­lak­ki­de bir ede­bi­yat üze­rin­de ça­lı­şan­lar var. Bun­la­rın bir­ta­kım ku­sur­la­rı gö­ze çar­pı­yor. He­nüz mü­kem­mel de­ğil­dir­ler. Fa­kat ay­nı yol­dan yü­rü­ye­cek olan ede­bi­yat­çı­lar bu işi da­ha mü­kem­mel bir ha­le ge­ti­re­bi­lir­ler. Bu­nun için şart­lar­dan bir ta­ne­si de di­lin ko­nu­şu­lan dil­den aza­mi de­re­ce­de fay­da­lan­mak su­re­tiy­le zen­gin­leş­ti­ril­me­si­dir. Di­li ke­li­me­le­re kar­şı­lık bul­mak­tan iba­ret sa­yan Dil Ku­ru­mu gi­bi mü­es­se­se­ler var, bun­la­rın yo­lu yan­lış­tır. Di­lin zen­gin­leş­me­si­ni mü­es­se­se­ler­den de­ğil, sa­nat adam­la­rın­dan bek­le­me­li­yiz.''

  Bu sözler Türk Edebiyatı için gerçekten çok önemli. Çünkü günümüz edebiyatına baktığımız boş kitaplar görüyoruz. Eğer bu yazıyı okuyorsunanız ne tür kitaplardan bahsettiğimi anlamışsınızdır. Herkes Orhan Veli'nin bu sözlerine kulak vermeli ve edebiyatımızı geliştirmek adına gerekli adımları atmalı. Bir boş yazımızın daha sonuna geldik esenle kalmanız dileği ile görüşürüz.

 

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Doppler - Erlend Loe

  2004 yılında Erlend Loe'nun yazdığı Türkiye'de Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan 124 sayfadan oluşan bir roman. Aslında roman dememiz pek doğru olmaz. Çünkü daha çok popüler kültürün yeni meyvelerinden olan ''uzun öykü'' bölümünün üyelerinden biri. Kitabın ölçüleri 13.5 x 21 cm. Piyasada 6.5-8 tl gibi fiyatlara bulabilirsiniz. Dilek Başak çeviride güzel bir iş çıkarmış. Okurken gözünüze batan pek bir şey ile karşılaşmıyorsunuz. Yazar bölümlerini farklı aylar içerisinde ayırmış. Her bölüm o ay içerisinde kahramnızın neler yaşadığı hakkında.
  ''Bu kitabı okumanızı şiddetle öneriyorum.'' tarzı bir cümle kurmayacağım. Çünkü bu kitap canınız sıkıldı ama tek solukta okunacak öykü-roman arıyorsanız eğer okuyabileceğiniz bir kitap. Kitabın içeriğine değinmeden önce yazar hakkında bilgilenmemiz gerekiyor. Çünkü ileride karşılaşacağımız baş karakter, bir nevi yazarımızı yansıtıyor.
  Erlend Loe 1969 doğumlu Norveçli bir yazar arkadaşımız. Kendisi Oslo'da yaşıyor. Daha çok çocuk kitapları ve senaryo yazmasına karşın roman da yazıyor. Günümüzde popüler olan bir yazar.
  Şimdi kitabın içeriğine değineceğiz ve neden yazar hakkında bilgi edindiğimizi anlayacağız. Kitap, baş karakterimiz olan Andreas Doppler'ın belli bir dönem içerisinde başında geçenleri kahramanın bakış açısından(birinci tekil) anlatıyor. Karakterimiz 21. yüzyılın ideal erkek modelini yansıtıyor. Başarılı bir kariyer, iyi bir baba ve bir kadının isteyebileceği fiziki-manevi yönden yeterli bir erkek modeli. Sağcı karşıtı ama solcu değil. Ailesi ile birlikte Oslo'da yaşıyor. Buraya kadar baş karakterimizi tanıdık. Kendisi bir nevi yazarımızı yansıtıyor ya da yazarımızın sahip olmak istediği bir gerçekliği. Bunu ne yazık ki ona sormadan bilemeyeceğiz.
  Bir gün ormanda her zaman ki gibi bisiklet sürüşünü yaparken bir kaza geçiriyor ve yeni bir dünya görüşüne ulaşıyor. Bu kazadan sonra ormanda yaşamaya başlıyor. Bu yaşamı temelinde insanlığın başlangıcına dönüşünü esas alıyor. Örneğin: insanların eskiden olduğu gibi ihtiyaçlarını takas sistemi ile gidermesi gerektiğine inanıyor ya da çocukların büyürken aileleri tarafından yönlendirilmemesi, özgür bırakılması gerektiğini savunuyor. Bu düşünceleri yaşarken Bongo adını verdiği bir geyik ile tanışıyor. Bu tanışma hayatını farklı bir yörüngeye getiriyor ve olaylar gelişiyor.
  Sonuç olarak kitap okunabilir ama kesinlikle okumanıza gerek yok. Eğer bir gün kendinizi boşlukta hissederseniz kitabı okuyabilirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum. Bir sonraki boş konuşmamızda görüşmek üzere esen kalın.