öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2018 Çarşamba

Brodie Raporu - Jorge Luis Borges

  Bugün daha önce Boş bir yazımda bahsettiğim Brodie Raporu hakkında biraz konuşacağım. Neden Borges'in bu kitabını peki? Önce biraz Borges'dan bahsetmek istiyorum. Kendisi İngiliz asıllı bir ailenin çocuğu olmaktadır. Birçok ülkede bulunmuş; İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızca ve Latince öğrenmiştir. Dergilerde çalışmış, derseler vermiş. Düzyazıyla şiiri birleştirip kendine özgü bir yazım kullanmıştır. Yıllar sonra bir kalıtsal hastalık sebebiyle tamamen kör oldu. Ama o yılmadı ve edebiyatı bırakmadı. Onun İspanyolcası için Perulu romancı Mario Vargas Llosa şunları söylemiştir:

  ''Borges'in düzyazısı genelgeçer kurallara aykırıdır, çünkü titiz bir tutumla, az sözle ifadeyi yeğleyerek, İspanyol dilinin aşırılığa olan eğilimine derinden derine karşı gelmektedir. İspanyolcanın Borges ile anlaşılır hale geldiğini söylemek, bu dilde yazan başka yazarlara hakaret gibi gelebilir, ama değil... Borges'de daima mantıklı, kavramcı bir düzey vardır, geri kalan her şey buna hizmet eder. Onunki, hiçbir zaman aşağı bir düzeye indirilmemekle beraber, dolaysız ve ölçülü sözlerle ifade edilen berrak, saf, aynı zamanda olağanüstü fikirler dünyasıdır.''

  Bu sözler aslında Borges için hiçbir şey çünkü onun yalnızca bir özelliğini açıklamakta. Oysa birçoğunun yanında bir hiç. Borges hayatını etkileyen bir etken vardı o da körlük. Lakin o körlüğü eski bir dostuymuş gibi karşıladı ve onu yadırgamadı. Körlüğü hakkında şu sözleri sarf etti:

  ''...okuyamamanın belli bir yararı olduğu söylenebilir, çünkü okuyamayınca zaman başka bir biçimde akıyor. Gözlerim görürken, hiçbir şey yapmadan yarım saat geçirecek olsam, çıldırırdım, çünkü okumam gerekirdi. Ama şimdi uzun zaman yalnız kalabiliyorum. ''

  Körlüğü onun için bir engel teşkil etmiyordu. Borges hakkında biraz fikir sahibi olduysak eğer biraz da kitap hakkında boş yapalım.
  Din, kültür, ölüm gibi gündelik hayattan konuların işlendiği 11 öyküden oluşmaktadır. Bu kitap aslında Borges'in en sıradan öykülerini barındırıyor ama Borges okumaya başlamak isteyen için de aynı zamanda ideal bir eser. Brodie Raporu bize hayatın içinden gelen öykülerle gözden kaçırdığımız şeyleri gözler önüne sürüyor. Bize dersler vereceğine bildiğimiz şeyleri farkına varmamızı sağlıyor. Edebiyatta yeni bir dönem başlatan bu adamı eğer okumaya başlamadıysanız eğer bu kitap sizin için ideal. Ne yazık ki öykü kitapları hakkında bahsedecek fazla şey bulamıyorum. O yüzden bu kısa yazıyı ''Yaşlı Kadın'' öyküsünden bir alıntıyla sonlandırıyorum. Bir boş yazıda daha görüşmek üzere esen kalın.

  ''Bilindiği gibi uyku, eylemlerimizin en gizemlisidir. Yaşamımızın üçte birini uykuya ayırırız, yine de onu bir türlü anlamayız. Kimilerine göre uyanık kalışımızın gölgelenmesinden başka bir şey değildir; kimilerine göre dünü, şimdiki zamanı ve yarını içten karmakarışık bir durumdur; başka birilerine göre de kesintiye uğramamış bir dizi düştür.'' 

19 Eylül 2018 Çarşamba

Hoşgör Köftecisi - Orhan Veli Kanık


  Son günlerde bir takım yolculuklar yaptım. Uçakta okumak için kısa sürecek bir kitap arayışına girmiştim. Orhan Veli'nin bu güzel kitabını buldum. Hazır okullar açılmış tenefüslerde, yollarda okuyacak kısa bir kitap arıyorsanız ''Hoşgör Köftecisi'' bu ihtiyacınıza hınzır gibi yetişiyor. Orhan Veli'nin seçilmiş hikayelerinden oluşan bu kitapla güzel zaman geçireceğinizi temin ederim.
  Kitabımız ilk olarak 2012 yılında basılıp 64 sayfa olmaktadır. 3-5 TL aralığında bir fiyata bulabilirsiniz. Bu fiyatı görünce şaşırmış olabilirsiniz. Bir YKY standartı olarak Türk klasiklerini uygun bir fiyata alabilirsiniz.
   Kitabımız 7 hikaye ve 1 anketten oluşmaktadır. Bunlar farklı zaman dilimlerinde yazılmış ve farklı yerlerden toplanmıştır. Hikayeler ile söyleyebileceğim pek bir şey yok ne yazık ki. Lakin alıntılarla önemli noktalara değinebilirim.
  İkinci hikaye olan ''Baharın Ettikleri''ne biraz değinmek istiyorum. Orhan Veli dolu bir betimleme ile kalıplaşmış tabirlere karşı çıkıyor. Hikayeden bir alıntı ile onun bu düşücesini inceleyelim.

  ''Hikayede konunun pek o kadar mühim olmadığını söyleyenler de çıktı. Ama ne olursa olsun, bir vaka lazım. O vakanın bir başı bir sonu olması lazım. Üstelik vaka da alışılmış, bıkılmış vakalardan olmamalı. Küçük burjuvanın hayatını anlatan, onun zaaflarını, onun adiliklerini dünyanın en büyük kahramanlıkları, en asil heyacanları gibi gösteren hikayelerden ilallah dedik artık. Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor. Oysaki öte yandan milyonların, milyarların ıstırabı var.''

  Bu sözlerden ben günümüz ''Wattpad Edebiyatı'' izlerini görüyorum. Günümüz popüler kültürünün bir eleştirisi gibi sanki. Tabii veli artık o kadar dolmuş ki o dönemde bu sözleri söyelemiş. Eminim sizler de bu alıntıdan kendinizce bir şeyler çıkaracaksınız.
  Biraz da ''İşsizlik'' adlı hikayesine değinmek istiyorum. Burada Veli'nin iç dünyasına bir yolculuk yapıyoruz. Günümüzde olan ''işsizlik'' kavramını 1949 yılında işlemiş. Olaydan olaya atladığı ve yazarlağı bu hikayeye bir anada kendinizi kaptırabiliyorsunuz. Hikayede Veli her şeye burunu sokarak da bizleri eğlendirebiliyor.
  Son olarak ''Orhan Veli Edebiyat Hakkında Konuşuyor'' adlı ankete değinmek istiyorum. Bu benim için kitaptaki en önemli yazı. Çünkü Veli'nin saf düşüncelerini öğreniyoruz burada. 1947 yılında yapılan bu ankette Veli, dönemin genç yazarlarını değerlendiriyor. Bunlar arasında Yahya Kemal, Sait Faik, Orhan Kemal, Oktay Rifat gibi yazarlar var. Hatta anketi yapan bir ara ''Halide Edip'e ne dersiniz?'' diyor soruyor. Bunun üzerine Veli ''İş yok...'' diye cevap veriyor.
  Anketi yapan Bahadır Dülger'in son sorusu memlekette gelişmekte olan edebiyatın hangi vasıfta olması gerektiği üzerine oluyor. Buna Orhan Veli şöyle cevap veriyor:

  '' Ben sa­nat­la ede­bi­ya­tı bir­bi­rin­den ayı­rı­yo­rum ve şi­iri sa­na­ta so­ku­yo­rum. Ro­man, hi­kâ­ye ve ti­yat­ro ede­bi­yat çer­çe­ve­si içi­ne gi­ri­yor. Fi­kir sa­nat­ta yer ala­mı­yor. Ama, ede­bi­yat fik­re da­ya­nı­yor. Bu iti­bar­la ede­bi­ya­tın halk kit­le­le­ri­ne bir şey­ler söy­le­me­si la­zım. Okur-ya­zar­la­rı hal­ka doğ­ru gö­tü­ren bir ede­bi­yat is­te­rim. Ya­ni ede­bi­ya­tın ço­ğun­lu­ğa hi­tap et­me­si­ni is­ti­yo­rum. Ço­ğun­luk oku­yup an­la­ma­lı­dır. An­la­ya­bil­me­si için de ede­bi­yat­ta ken­di me­se­le­le­rin­den bah­se­dil­me­si la­zım... Bu­gün­kü dün­ya­da ço­ğun­lu­ğu fa­kir halk teş­kil edi­yor. De­mek ki ede­bi­yat da on­la­rın ede­bi­ya­tı ola­cak­tır. Kah­ra­ma­nı­nı onun için­den se­çe­cek, ha­ya­tı­nı o ha­ya­tın için­den ala­cak ve ara sı­ra onun me­se­le­sin­den bah­se­de­cek­tir. Biz­de bu te­lak­ki­de bir ede­bi­yat üze­rin­de ça­lı­şan­lar var. Bun­la­rın bir­ta­kım ku­sur­la­rı gö­ze çar­pı­yor. He­nüz mü­kem­mel de­ğil­dir­ler. Fa­kat ay­nı yol­dan yü­rü­ye­cek olan ede­bi­yat­çı­lar bu işi da­ha mü­kem­mel bir ha­le ge­ti­re­bi­lir­ler. Bu­nun için şart­lar­dan bir ta­ne­si de di­lin ko­nu­şu­lan dil­den aza­mi de­re­ce­de fay­da­lan­mak su­re­tiy­le zen­gin­leş­ti­ril­me­si­dir. Di­li ke­li­me­le­re kar­şı­lık bul­mak­tan iba­ret sa­yan Dil Ku­ru­mu gi­bi mü­es­se­se­ler var, bun­la­rın yo­lu yan­lış­tır. Di­lin zen­gin­leş­me­si­ni mü­es­se­se­ler­den de­ğil, sa­nat adam­la­rın­dan bek­le­me­li­yiz.''

  Bu sözler Türk Edebiyatı için gerçekten çok önemli. Çünkü günümüz edebiyatına baktığımız boş kitaplar görüyoruz. Eğer bu yazıyı okuyorsunanız ne tür kitaplardan bahsettiğimi anlamışsınızdır. Herkes Orhan Veli'nin bu sözlerine kulak vermeli ve edebiyatımızı geliştirmek adına gerekli adımları atmalı. Bir boş yazımızın daha sonuna geldik esenle kalmanız dileği ile görüşürüz.