8 Mart 2019 Cuma

Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde

  Öncelikle belirtmem gerekir ki bu yazı uzun zamandır taslakta olan lakin yayınlamadığım bir yazı. Hani hayatınızda dönüm noktası olan ya da yaşam biçiminizde büyük etken olan kitaplar vardır ya. İşte Dorian Gray'in Portresi de benim için öyle oldu. Tam manasıyla düşünme biçimimde büyük bir fark yarattı. Peki bu kitabı bu kadar özel yapan ne idi? Yani sen altı üstü bir kitapsın öyle değil mi? Hayır, değilsin.
  Uzun zamandır boşluğumdan uzaktayım. Belki de kaçıyordum. Bugün son zamanlarda okuduğum harika bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Bir arkadaşımın bana hediye alması ile kendisine ulaştığım sonrasında kendisine bağlandığım bir kitap. Lord Henry'nin düşüncelerini hayranlıkla okuduğum, muhteşem bir kitaptı. O kadar çok yerin altını çizip notlar aldım ki anlatamam. Bir alıntı ile hakkında konuşmaya başlamak istiyorum.


  ''Düşünmesi acı gelebilir belki ama zeka güzellikten hiç şüphesiz daha kalıcıdır. İşte bu yüzden gereğinden uzun bir eğitim hayatının zahmetlerine katlanmıyor muyuz? Bu vahşi, kıran kırana hayatta kalma mücadelesinde kalıcı bir şeylere sahip olmak ister, bu yüzden de yerimizi koruyabilmeye dair aptalca bir umutla kafamızı binbir türlü zırvayla ve doğruyla doldururuz. Modern çağın zihniyse ideali iyi eğitimli insandır. İyi eğitim görmüş insanın zihniyse korkunçtur; her şeyin ederinin üzerinde satıldığı canavarlarla dolu, tozlu bir çıfıt çarşısı gibidir.''

  Kitap her ne kadar Dorian'ın uzun süreli hayatından kesitlerle işlense de bunlar öylesine kesitler değil. Her biri başlı başına bir ders ve üzerinde düşünülmesi gereken sözler. Kitabı bitirmem bu yüzden uzun zamanımı almıştı. Ama kesinlikle pişman değilim. Her bir konuşma aslında bize katkıda bulunuyor.

  ''Ruhumuz duygularımızla, duygularımız ruhumuzla şifa bulur.''

  Dorian, genellikle ders verilen kişi; Lord Henry ise genellikle ders veren kişi oluyor. Yazar, vermek istediği mesajları bize genellikle Lord Henry ve çizerimiz üzerinden aktarıyor. Dorian'ın gençliğinden itibaren başlayan kitap bize Dorian'ın geçen yıllarda ne denli değiştiği gösteriyor. Onun değişimi bizi geliştiriyor.
  Üzücü bir şekilde belirtmek anlatacaklarımı burada sonlandırıyorum. Öyle ki eğer yazmaya devam edersem kitabın daha fazla içine gireceğim. Son bir alıntı ile yazacaklarımı burada sonlandırıyorum.

  ''İyi bir etki diye bir şey yoktur Bay Grey. Etki, özünden tümden gayriahlakidir; bilimsel olarak da böyledir.
  Çünkü bir insanı etkilemek ona kendi ruhunu vermektir. Etkilenen kişi artık kendi fikirleriyle düşünemez, kendi tutkularıyla yanıp tutuşamaz hale gelir. Sahip olduğu erdemler bile gerçek değildir artık. Günahları bile ödünçtür, günah diye bir şey varsa tabii. Artık bir başkasının müziğindeki bir yankıdan, kendisi için yazılmamış bir rolü oynayan bir oyuncudan ibarettir. Oysa yaşamın amacı kendi kendini geliştirmek, tekamül etmektir. Dünyaya gelme sebebimiz özümüzün farkına varmaktır.'' 



2 Mart 2019 Cumartesi

Boş Şubat

  Şubat ayı kişisel gelişimim açısından oldukça faydalı bir ay oldu. Ayın başlarında 1. sınıf olmama rağmen 2 tane gemiye çıktım. Gemiler seyir yapmıyordu ama makine dairelerinde çalışmış olmak büyük ayrıcalıktı. Separatörlerle ve hidrolik pistonla uğraşmış olmak çok zevkliydi. Normal şartlar 1. sınıf sömestir döneminde bırakın makine dairesi görmeyi tersaneye bile kolay kolay giremezler. Durumumdan bu yüzden çok memnunum. Aynı zamanda kendimi Adobe Photoshop üzerinde geliştirmeye devam ediyorum. Buna ek olarak AutoCAD'e de başladım.
  Şubat ayı içerisinde birçok kitap okudum; dizi ve film izledim. Ama bugün bunlardan iki tanesinden bahsedeceğim. Bunlardan ilki Avatar: The Last Airbender(dizi) diğeri de En Mavi Göz(kitap). Hadi başlayalım.
  O kadar yıl sonra neden Avatar'ı tekrardan izledim. Çocukken her cumartesi, pazar sabahı kalkar cnbc-e'de heyecanla Avatar'ı izlerdim. Ortaokulda baştan sona tekrardan izledim. Peki neden şimdi ve yeniden? Avatar gerek İngilizcesi, gerek sosyal mesajları açısından kişisel gelişime çok uygun bir dizi. Anlaşılabilir İngilizcesi ile sizleri zorlamayacaktır. İzlerken bilmediğiniz bir kelime olsa bile görsel betimlesi ile fark etmeden kelimeyi öğrenceksiniz. Animasyonlar ve oyunlar İngilizce öğrenimi için ideal kaynaklar. Akılda şöyle bir soru için oluşabilir: ''Ee sen İngilizcem iyi falan diyordun, ne bu ayaklar?'' evet İngilizce gayet iyi. Ben sadece ekleme yapıyorum. Mental olarak iyi değildim ve zihinimi rahatlatacak akıcı bir şeylere ihtiyacım vardı. Avatar ile En Mavi Göz de tam bu noktada bana geldiler. 19 yaşında Avatar'ı İngilizce izleyince fark ettim ki o bir çocuk dizisinden fazlası. Nasıl Avatar: Legend of Kora bize komünizm, teokrasi, anarşizm ve faşizm hakkında dersler veriyorsa Avatar: The Last Airbender da bize felsefi açıdan dersler veriyor.  Bu yüzden erişkinliğe ulaşmış herkese izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum.
  Gelelim En Mavi Göze'e. En Mavi Göz basitçe siyahilerin Amerika'da yaşadıkları zorlukları siyahi bir kız olan Pecola'nın gözünden anlatıyor. Daha önce Bülbülü Öldürmek'i okuduysanız eğer iki kitap aslında benzer mesajları veriyor. En Mavi Göz duygusal açıdan daha yoğun bir kitap ve sonunda sizi ağlatabilir. Lakin Bülbülü Öldürmek kadar kolay anlaşılan bir kitap değil. Çeviriden kaynaklı ya da yazardan kaynaklı olacak ki olay örgüsü kitabın sonlarına doğru kopmaya başlıyor. Başlarda Claudia'nın gözünden Pecola'nın ve Frieda'nın yaşadıklarını okuduğumuz kitap sonlara doğru Pecola'nın çevresinde şekilleniyor. Mesajı sonlara doğru vererek hazin bir sonla bizi düşücelerimizle yalnız bırakıyor. Kitaptan yapacağım bir alıntı ile yazımı burada sonlandırıyorum. Bir dahaki yazıda görüşmek üzere esenle kalın.

  ''...güçlü değil, yalnızca saldırgandık; özgür değil, olsa olsa ruhsatlıydık; şefkatli değil, naziktik; iyi kalpli değildik ama usluyduk. Kendimize cesur diyebilmek için ölüme kur yaptık, hayattan hırsızlar gibi saklandık. Zekanın yerine dilbilgisine uygunluğu koyduk, olgunmuşuz gibi yapmak için alışkanlıklarımızı değiştirdik, yalanları baştan düzenleyerek adını hakikat koyduk, eski bir fikrin  yeni modelinde Vahiy ve Kelam'ı gördük.''
 

20 Şubat 2019 Çarşamba

You(2018)

  Uzun zaman sonra ilk yazımı bir dizi üzerine yazıyorum. Sebebi ise You'nun beni etkilemiş olması. 2014 yılında Dexter'ı izlerken çok etkilenmiştim. Dexter bize kendi dünyasını tamamiyle açmıştı. Onun yaşadıklarını, düşündüklerini sanki biz de yaşayıp, düşünüyorduk. Bir nevi onun hayatını yaşıyorduk. Evet yaşayış tarzı pek de doğru değildi. Sonuçta bir çok insanın hayatını almıştı ve başkalarının hayatları üzerine karalar veriyordu. Ama benim burada bahsettiğim dizinin işleyişi. You da aynı bu şekilde. Biz Joe'nun dünyası ile paralel bir zaman geçirmeye başlıyoruz. Şu an dizinin içeriğinden değil tamamiyle yapısından bahsediyorum. 5 yıl sonra Dexter'da hissettiklerimi tekrar You sayesinde hissettim. You bu yüzden benim için önemli bir dizi. İçerik ile ilgili konuşmak istemiyorum çünkü dışarıda bir sürü bununla ilgili içerik var. Benim okumayı seven insanlar neden Dexter ve You bu şekilde anlattığımı anlayacaktır. Neyse boş bir yazıda görüşmek üzere esenle kalın.

Boş Bir Karar

  Bugün yazılarımı artık istediğim gibi yazmaya karar verdim. 2 aydır bloguma yazı yüklemiyordum. Taslaklarım vardı ama hiç birini yüklemedim. Yazılarımı hep ticari bir ağızla fark ettim. Artık öyle yazmayacağım. Site üzerinde birtakım kişiselleştirmeler üzerine gideceğim. Ama format yine aynı kalacak. Kim okuduğu ya da okumadığı pek de umurumda değil. Yazıların uzun olup olmadığı da umurumda değil. Benim sitem sonuçta öyle değil mi? Bugünden itibaren siteyi güncelliyorum. Görüşmek üzere esenle kalın.

5 Aralık 2018 Çarşamba

Brodie Raporu - Jorge Luis Borges

  Bugün daha önce Boş bir yazımda bahsettiğim Brodie Raporu hakkında biraz konuşacağım. Neden Borges'in bu kitabını peki? Önce biraz Borges'dan bahsetmek istiyorum. Kendisi İngiliz asıllı bir ailenin çocuğu olmaktadır. Birçok ülkede bulunmuş; İngilizce, İspanyolca, Almanca, Fransızca ve Latince öğrenmiştir. Dergilerde çalışmış, derseler vermiş. Düzyazıyla şiiri birleştirip kendine özgü bir yazım kullanmıştır. Yıllar sonra bir kalıtsal hastalık sebebiyle tamamen kör oldu. Ama o yılmadı ve edebiyatı bırakmadı. Onun İspanyolcası için Perulu romancı Mario Vargas Llosa şunları söylemiştir:

  ''Borges'in düzyazısı genelgeçer kurallara aykırıdır, çünkü titiz bir tutumla, az sözle ifadeyi yeğleyerek, İspanyol dilinin aşırılığa olan eğilimine derinden derine karşı gelmektedir. İspanyolcanın Borges ile anlaşılır hale geldiğini söylemek, bu dilde yazan başka yazarlara hakaret gibi gelebilir, ama değil... Borges'de daima mantıklı, kavramcı bir düzey vardır, geri kalan her şey buna hizmet eder. Onunki, hiçbir zaman aşağı bir düzeye indirilmemekle beraber, dolaysız ve ölçülü sözlerle ifade edilen berrak, saf, aynı zamanda olağanüstü fikirler dünyasıdır.''

  Bu sözler aslında Borges için hiçbir şey çünkü onun yalnızca bir özelliğini açıklamakta. Oysa birçoğunun yanında bir hiç. Borges hayatını etkileyen bir etken vardı o da körlük. Lakin o körlüğü eski bir dostuymuş gibi karşıladı ve onu yadırgamadı. Körlüğü hakkında şu sözleri sarf etti:

  ''...okuyamamanın belli bir yararı olduğu söylenebilir, çünkü okuyamayınca zaman başka bir biçimde akıyor. Gözlerim görürken, hiçbir şey yapmadan yarım saat geçirecek olsam, çıldırırdım, çünkü okumam gerekirdi. Ama şimdi uzun zaman yalnız kalabiliyorum. ''

  Körlüğü onun için bir engel teşkil etmiyordu. Borges hakkında biraz fikir sahibi olduysak eğer biraz da kitap hakkında boş yapalım.
  Din, kültür, ölüm gibi gündelik hayattan konuların işlendiği 11 öyküden oluşmaktadır. Bu kitap aslında Borges'in en sıradan öykülerini barındırıyor ama Borges okumaya başlamak isteyen için de aynı zamanda ideal bir eser. Brodie Raporu bize hayatın içinden gelen öykülerle gözden kaçırdığımız şeyleri gözler önüne sürüyor. Bize dersler vereceğine bildiğimiz şeyleri farkına varmamızı sağlıyor. Edebiyatta yeni bir dönem başlatan bu adamı eğer okumaya başlamadıysanız eğer bu kitap sizin için ideal. Ne yazık ki öykü kitapları hakkında bahsedecek fazla şey bulamıyorum. O yüzden bu kısa yazıyı ''Yaşlı Kadın'' öyküsünden bir alıntıyla sonlandırıyorum. Bir boş yazıda daha görüşmek üzere esen kalın.

  ''Bilindiği gibi uyku, eylemlerimizin en gizemlisidir. Yaşamımızın üçte birini uykuya ayırırız, yine de onu bir türlü anlamayız. Kimilerine göre uyanık kalışımızın gölgelenmesinden başka bir şey değildir; kimilerine göre dünü, şimdiki zamanı ve yarını içten karmakarışık bir durumdur; başka birilerine göre de kesintiye uğramamış bir dizi düştür.''